10 Eylül 2012 Pazartesi

Ahtapotların laneti

Ahtapot kötü şöhretine rağmen büyüleyici bir hayvandır. Omurgasız bir canlı için benzersiz bir zekaya sahiptir. (Son derece zeki omurgasız çok, ama bunlar 8 değil 2 ayaklı, o yüzden konumuza girmez.) Ahtapot gözlemleme, öğrenme ve hatırlama yetisine sahiptir. Örnek verecek kadar yerim yok ne yazık ki. Düşmanlarından ve avlarından gizlenmek için renk değiştirme ve çevreyi taklit etme yeteneği de muhteşemdir. (Benim iki ayaklı omurgasızlar da her çevreye mükemmel uyum sağlarlar.) Ayrıca ahtapot bana nedense hüzün veren (patetik) bir canlıdır.
*
Çok zeki bir hayvandır, ama milyonlarca yıldır zekasını geliştirdiğine dair bir gösterge yoktur. Çünkü ‘ahtapotların laneti’ diye bir olgu söz konusudur:
Ahtapotun ömrü, böyle bir canlı için çok kısa, küçük türlerde 5-6 ay, büyük türlerde ise azamî 4-5 yıldır. O da… çiftleşmemesi şartıyla. Çünkü 3,5 - 4 yaşında döllenen dişi ahtapot, bir kaya ovuğuna sığınır ve 6 hafta boyunca, aç, susuz (!) ve uykusuz, yumurtalarını korur, havalandırır, temizler. Yavrular hayli gelişmiş olarak yumurtadan çıkmaya başlayınca da, onlara yer açmak için yuvayı terk eder ve … ölür. Aslında açlıktan ve bitkinlikten ölmez. Ahtapotu, bir içsalgı bezinin salgısı öldürür. Yani talihsiz ahtapotunki ‘genetik olarak programlanmış’ bir ölümdür.
Ahtapot yavruları bu yüzden, mesela memelilerin aksine, anasız ve babasız büyümek zorundadır.
Ayrıca, ömrünü saklanarak hatta görünmemeye çalışarak geçiren, hemcinslerinden bile uzak duran, yapayalnız ve a-sosyal bir canlı olduğu için de, (çok ciddi izleme ve öğrenme yeteneğine rağmen) diğer ahtapotları izleyip, örnek alıp taklit edemez, onlardan öğrenemez.
Her birey kısacık ömründe zekasını geliştirebildiği kadar geliştirir, öğrenebildiği kadar öğrenir ve ölüp gider.
Yani ahtapot, bilgisini ve tecrübesini sonraki nesillere aktaramaz.
Bu yüzden, ne kadar gelişmiş olursa olsun, zeka açısından evrimleşmesi durmuştur.
Ahtapotların laneti’ budur. (Evrimleşmesi yüzyıllarca önce durmuş başka canlılar da biliyorum sokaklarda gezen ama neyse...)
*
Ancak, geçenlerde seyrettiğim bir belgeselden öğrendim ki… ‘ahptapotların laneti’ belki de sona ermektedir. Sekteye uğrayan evrim, bir ‘sıçrama’ yapmak üzeredir. İtalya’nın Capri adası kıyılarında yaşayan ahtapotlarda çok heyecan verici bir gelişme görülüyor.
Özellikle Mavi Mağara’ya dalan çok sayıda turist sebebiyle, ahtapotlar insanlardan (ve aynı sebepten sayıları azalan düşmanlarından) daha az korkar ve saklanır olmuş ve ‘sosyalleşme’ işaretleri vermeye başlamış.
Birbirlerine daha yakın yaşayınca da, hemcinslerinden öğrenmeye ve eskilerin tecrübelerinden faydalanmaya başlamışlar.
Uzmanlar umut ediyorlar ki, bu küçük gelişme, ahtapotların evriminde yeni ve büyük bir ivme yaratacaktır. Ve bu muhteşem canlıların zekası daha da gelişecektir.
*
Belki de - insana genetik olarak ve zeka açısından en yakın olan maymun türlerinde ve deniz memelilerinde benzer bir değişim gözlenmediğine göre - önümüzdeki bin yıllarda insan evladının ‘ortağı’ ahtapotlar olacaktır.
Tabii denizleri ve dünyayı, yani ahtapotları ve kendimizi bu arada yok etmediysek.
*
Gelelim en zoruna, yani bu yazıyı insan kaynaklarına bağlama faslına.
Hürriyet İK gazetesinde ahtapotların lanetiyle ve zekalarının evrimiyle ilgili yazının işi ne?’ sorusuna düşünülmüş bir cevabım yok.
Belki de burada insanların genetik aptallığından, çeşit çeşit hayvanlığından söz etmekten yoruldum.
Belki de burada (Thomas Henry Huxley’nin Charles Darwin’i gericiler karşısında savunurken dediği gibi) zekasını kötüye kullananlardan söz etmekten bıktım.
Belki de umutsuzluk denizine düşünce, iyileşme olsun, gelişme olsun, iyi haber olsun da kimden gelirse gelsin diye ahtapota sarıldım.
Ayrıca, Süleyman Demirel mantığıyla, ‘İnsanevladında bir iyiye gidiş, bir zeka sıçraması, bir evrim vaaadı da biz mi yazmadık?

Hürriyet-İK, 09.09.2012

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder