15 Nisan 2013 Pazartesi

Potpuri


Hürriyet İK’nın bugünkü manşeti, Zeynep Mengi’nin haberi, ‘işimizi sevmiyoruz’ diyor.
Çalışanların pek çoğu mesleğini, yaptığı işi, çalışma ortamını, iş arkadaşlarını, yöneticilerini ve patronunu sevmediği için mutsuz.
İnsanları mutsuzluğa iten alt ama temel sebeplerden biri meslek seçimi. Daha doğrusu yanlış meslek seçimi.
Çok söyledim, sıkmayayım:
Ana babaların iyi niyetli ama zararlı telkinleri; çevrenin ve genel havanın yanlış yönlendirmesi; çocukların kişiliklerinin doğru tercihler yapmalarına el verecek kadar gelişmemiş olması; dünyanın en kötü eğitim ve sınav sistemlerinden birinde ısrar eden bir ülkede yaşıyor olmamız ve sair etkenlerle, gençler istemedikleri bölümlerde okuyor, mutlu ve başarılı olamayacakları (hatta ihtiyaç olmadığı için iş dahi bulamayacakları) meslekler seçiyorlar.
Hayat, tesadüfler ve alınan küçük büyük kararların sonuçlarından ibaret ise, tesadüflere gücümüz yetmeyeceğine göre, karar almayı ve doğru tercihler yapmayı (yani aklımızı kullanmayı) öğrenmeli ve çocuklarımıza öğretmeliyiz.
*
Sosyal medya adı verilen fenomeni ‘teşhircilerle röntgencilerin buluşması’ olarak tarif etmeme kızanlar oldu.
Yeni bir teknoloji olsun (cep telefonu mesela), herhangi bir moda olsun (piercing, dövme), yeni bir alışkanlık olsun (fast-food), bir yeniliğin toplumsal fenomen haline dönüşebilmesi için, insanların bir ‘temel ihtiyacına’ dokunması şart.
Ve bu ihtiyaç ne kadar ‘derin-doğal-ilkel’ ise, yeniliğin ilgi görmesi olasılığı o kadar kuvvetli.
İnsanların derinindeki, abartılı söylüyorum elbette ama, ‘teşhirci ve röntgenci’ olmasa, ne Facebook tutardı ne Twitter… (Gelin-kaynana ve evlilik programlarını saymıyorum bile.)
İnsanevladı dedikodu yapmaya, başkalarının özelini öğrenmeye ve konuşmaya bayılır. Keza, korka korka da olsa, kendi özelini de ona buna anlatmaktan nedense zevk alır.
(Tabii bu, kimilerinin kimi konuları ‘kedi pisliğini örter gibi’ örtmesine mani değildir. Bu iki zıt tavır bal gibi birlikte görülebilir.)
Özellerini paylaşmaya şartlanmış, hatta bağımlı hale gelmiş sosyal medya kullanıcıları da bir yandan da bu bilgilerin istenmeyen ellere geçmesinden endişe ediyorlar.
Düzgün ve bilinçli kullananlar var elbet ama onların da ‘niye?’ sorusuna ‘hoşuma gidiyor’ yahut ‘niye olmasın’ dışında verebileceği bir cevap olduğunu sanmıyorum.
*
Kişisel ve özel bilgilerini paylaşmak deyince aklıma geldi...
Pittsburg’daki Carnegie Mellon Üniversitesi’nden ekonomist Alessandro Acquisti’nin öğrencileri büyük bir AVM’yi gezen tüketicilere 10 $’lık indirim kuponu dağıtmışlar. Ve önermişler: “2 $’lık indirim kuponu daha verelim, ama siz yaptığınız alışveriş bilgilerini bizimle paylaşın.” Deneklerin % 50’si alışveriş sepetlerinde ne olduğunu söylememek için 2 $’lık ek indirime hayır demişler.
Bu sırada bir başka grup öğrenci, farklı tüketicilere aynı öneriyi şu şekilde sunmuş: “Alışveriş sepetinizde ne olduğunu bize göstermeniz karşılığında buyrun size 12 $’lık indirim kuponu. Sepetimi size göstermem diyorsanız, size 12 $ yerine 10 $’lık kupon verebiliriz.” Tüketicilerin % 90’ı 2 $’dan olmamak için bilgileri vermeyi tercih etmiş.
Yani öneriyi farklı biçimde, karşısındakinin ‘yutacağı şekilde’ sunmak ve insanların ilkel güdülerini harekete geçirmek yeterli. (Burada insanlar, fazladan 2 $’dan feragat edebiliyorlar ama ‘ellerindeki’ 2 $’dan vez geçemiyorlar.)
Acquisti’nin bu ve benzeri çalışmaları ‘mahremiyetimizi konuma konusunda çıkarlarımızı gözetecek şekilde mantıklı davranmaktan uzak’ olduğumuzu gösteriyor. İnsanlar en titiz davrandıkları (davrandıklarını sandıkları) konularda bile yanlış tercih yapıyor, yanlış karar veriyor ve kolaylıkla manipüle ediliyorlar.

(Ortaya karışık diyecektim ama birbiriyle iyi kötü alakalı konular olduğu için potpuri dedim. Gençler bilmez, potpuri, farklı bestecilere ait uç uca eklenmiş hafif müzik parçaları demektir. Fransızca’da düzensiz şekilde, peşpeşe eklenmiş metinler hatta ‘tuhaf karışım’ anlamına da kullanılır.)

Hürriyet-İK, 14.04.2013

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder