12 Nisan 2015 Pazar

Kıvrılma beyin, dik dur!

Mevcut ve geçmiş hükümetlerin Cumhuriyet’e ihanet ederek Millî vasfını yok edip Eğitim’i özel sektöre peşkeş çekmesinin sonucu; Türkiye’de var olan eğitim sistemi (buna hâlâ ‘sistem’ denirse) eşitlik değil, eşitsizlik üretiyor. Zenginler daha iyi okullara, daha iyi bir eğitime erişiyor.  Yani zenginlikle eğitim arasında ‘doğrudan ve aynı yönde’ bir ilişki söz konusu.

Ancak, ailenin ekonomik durumunun çocuğun eğitimine etkisi bununla da kalmıyor. Nature Neuroscience dergisinde yer alan bir makale ‘ana-babanın gelir seviyesiyle çocuğun beyin kıvrımları arasında bir korelasyon olduğunu’ gösteriyor. Beyin kıvrımları da haliyle çocuğun anlama, öğrenme, düşünme kapasitesini etkiliyor.

Güney Carolina Üniversitesi’nden Elizabeth Sowell ve ekibi, yaşları 3 ila 20 arasında değişen 1.099 birey üzerinde bir çalışma yürütmüşler. Çeşitli zeka testleri uygulanan deneklerin beyin morfolojisi MR (Manyetik Rezonans) ile görüntülenmiş. Genetik testlerle etnik kökenleri incelenmiş. Ana-babalarının gelir ve varlık durumu incelenmiş.
Özet sonuç: “Ailenin geliriyle çocuğun beyin yüzölçümü arasında logaritmik bir ilişki mevcut. 

Tercümesi: Fakir ailelerde, küçük gelir farkları, çocuğun beyin yüzölçümünde görece büyük farklara sebep olurken; zengin ailelerde aynı orandaki gelir farkları, çocuğun beyin gelişiminde daha küçük farklara sebep oluyor.
Uzmanlar, gelir durumunun beyin gelişmesindeki etkisinin en çok, beynin konuşma ve ifade, okuma, karar verme ve yön bulma merkezlerinde görüldüğünü söylüyorlar.

(Dikkat: Aynı uzmanlar, bu bulgunun bir ‘determinizm’ olmadığını da vurguluyorlar. Yani ‘zengin ailenin çocuğu zeki olur; fakir ailenin çocuğu daha az zeki olur’ şeklinde bir sebep-sonuç ilişkisi söz konusu değil. Ama ailenin sosyo-ekonomik durumunun çocuğun beyin kıvrımları üzerinde bir etkisi olduğu ortada.)

Yani ekonomik eşitsizliğin çocukların üzerinde biyolojik etkisi çarpıcı.
Benzer bir çalışma yürüten bir Fransız uzman, ‘Bu eşitsizlik nasıl ortadan kaldırılabilir?’ sorusuna şöyle cevap veriyor:

“Sosyo-ekonomik durum, iki faktörü etkiliyor: Biri biyolojik, diğeri eğitimsel. Biyolojik eşitsizliği azaltmak için, fakir ailelere hamilelik, doğum ve doğum sonrası destek vermek gerekir. Sosyo-eğitimsel eşitsizliği azaltmanın yolu da okul öncesi eğitimden geçiyor. Fransa’da kreş ve anaokulu yaygın. Ama çocuklar okul öncesi eğitime eşit gelmiyorlar zaten.” (*)
*
Türkiye’de zengin-fakir ayrımı yani ekonomik eşitsizlik rekor düzeyde.

Keza eğitime erişimde eşitsizlik, yukarıdaki faktörün de etkisiyle, rekor düzeyde ve uçurum giderek büyüyor.
Buna karşılık, Batılı uzmanların ‘fakirliğin beyin gelişimine, dolayısıyla eğitime olumsuz etkisini’ ortadan kaldırmak için önerdikleri ana-çocuk sağlığı ve okul öncesi eğitim de Türkiye’de ha var ha yok. Varsa da bazı STK’ların gayretiyle var.

Bunun yerine biz, her konuda olduğu gibi, ‘Türk usulü’ yöntemler geliştiriyoruz.
Mesela, gelir uçurumunu azaltmak yerine, yeni iktidar zenginleri yaratmak gibi…

İlköğretim öğrencilerine Kuran ezberletmek; bütün liseleri imam-hatibe çevirmek; fakirler daha da çok doğursun, eğitmeyecek daha çok çocuğumuz olsun diye üçüncü, dördüncü çocuğa teşvik primi vermek gibi…
Zaten fazla beyin kıvrımı da başa bela.


(*) Hervé Morin’in haberi - Le Monde Science et Médecine, 02.04.2015

Hürriyet-İK, 12.04.2015
 
 
 
 
 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder