11 Mart 2013 Pazartesi

Berlin Duvarı yıkılır ‘beton tavan’ yıkılmaz





Gazeteler, televizyonlar, radyolar; dernekler, reklamverenler ve özellikle de halkla ilişkiler şirketleri 8 Mart kadınlar gününden ‘öğğğh’ getirtmek için ne lazımsa yaptı. Haberler, yorumlar, reklamlar, cep telefonlarında tacize dönüşen sesli mesajlar, SMS’ler, e-postalar Vıcık vıcık! Daha yılbaşının ve sevgililer gününün şokunu atlamamışken, doğrusu 8 Mart Kadınlar Günü ağır geldi.
Diyeceksiniz ki iyi de, senin gazetenin bugünkü manşeti de kadınlar; haberlerin çoğu kadınlarla ilgili; sen de aynı konuda yazmışsın
Doğrudur. Ama okuyan bilir, cinsiyet ayrımcılığı ve şiddet başta, kadınlar ve kadın çalışanlarla ilgili sorunlar bizim takipçisi olduğumuz konulardır. Bugüne has değil.
*
Öğrencilik yıllarından hatırlıyorum: Fransa’da 1946 yılına kadar eşit iş için kadınlara % 10 eksik ücret öngören bir çalışma kanunu yürürlükteydi. Evet, doğru okudunuz, kadınlara otomatik % 10 daha az maaş ve ücret ödeniyormuş. Gerekçesi: Kadınlar erkeklerden bedenen daha güçsüz olduğu için daha az verimli çalışıyorlar.
Resmen cinsiyet ayrımcılığı, insanı isyan ettiren bir haksızlık, ama insanların fabrikada, inşaatta, tarlada beden gücüyle çalıştığı bir çağda kabul edilebilir değil ama anlaşılabilir bir (çarpık) mantık.
Aynı ülkede bugün, neredeyse 70 yıl sonra, hâlâ, eşit işe kadınların % 30 daha az ücret almasının ‘yanlış-çarpık’ diye eleştirilebilecek bile bir izahı olamaz.
21’inci yüzyılda gelişmiş ekonomilerde artık beden gücü gerektiren iş çok az. İnsan gücünün yerini makineler ve yeni teknolojiler aldı.
O zaman? Bugün bu ayrımcılığa ne gerekçe bulunabilir?
İşte yüksek sesle söylenmeyen, ama düşünülen bahaneler:
·     - Kadınların ‘daha az zeka’ gerektiren ‘küçük’ işlerde istihdam edilmesi.
·      - Hemşirelik gibi, sekreterlik gibi ‘care’ (ihtimam) denilen, yani ‘başkalarına yardım, başkalarının işini kolaylaştırmaya yönelik’ daha az üretken işlerde çalışmaları.
·     - Kadınların bu ve benzer işlerde daha iyi olmalarının sebebi de, zaten, bilgi, beceri, eğitim filan değil, ‘kadınlara has’ yani doğal yani ‘değersiz’ nitelikler.
·    - - Kadınların bir gün evlenme, bir gün çocuk doğurma dolayısıyla işi bırakma yahut uzun süreli ücretli-ücretsiz izin kullanma riski.
·    - Kadınların ev işleri, çocukları filan derken akıllarını yeteri kadar işlerine vermemeleri, ikide bir izin istemeleri.
Kadınlar mı zeki erkekler mi tartışmasına girmeyelim, erkekleri kızdırmayalım. ‘Care’ denilen işlere kadınların daha yatkın olduğu doğrudur. Bu sebepten kadınlara daha düşük değil, daha yüksek maaş ödemek gerekir: işlerini daha iyi yaptıkları ve daha verimli oldukları için. Evlenme, ev işleri, çocuk vs ile ilgili sorunlar doğrudur. Ama erkekler olarak, toplum olarak, memleket olarak, bir yandan (çoğu zaman mecburiyetten, yani erkeğin geliri yetmediği için) çalışıp, ev bütçesine ve ülke ekonomisine katkıda bulunurken, bir yandan da çocuğumuzu doğuran, büyüten, okutan; yemeğimizi pişiren, yatağımızı yapan, çamaşırımızı yıkayan, gömleğimizi ütüleyen 8 saat işte, 4 saat evde mesai yapan kadınlara borcumuzu, eşit işe düşük maaşla ödememizde bir tuhaflık yok mu?
Bu şirketlerin sorunu değil’ diyorlar. Belki. Ama bu, ayrımcılık ve fırsatçılık yaparak kadınların sırtından para kazanmak için bahane değil. 
Sorun toplumun ve devletin sorunu. Çalışan kadınlara, hele evli kadınlara, hele hele çalışan annelere mutlaka pozitif ayrımcılık yapılmalı.
Bu arada, bir kadın meslektaşım aynı konuyu işlediği (ve burada esinlendiğim) bir makalede, kadın yöneticilerden söz ederken, ‘Peki, mesela insan kaynakları müdürünün (ki çoğunlukla ‘kadın işi’ olarak görülüyor) mali işler müdürü yahut satış-pazarlama müdüründen daha düşük bir ücret almasının bir gerekçesi var mı?' diye soruyor ve yazısını şöyle bitiriyordu:
Cam tavan dedikleri aslında zamanla pekişen bir beton tavan. Bu betonun nasıl üretildiğini anlarsak, belki yıkmayı başarabiliriz.
Bu kafa değişmeden, Berlin Duvarı yıkılır, beton tavan yıkılmaz!

Hürriyet İK, 10.03.2013


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder