15 Nisan 2012 Pazar

Avrupa, taharet ve vergi

İradesiyle vergisini ödeyen… enayidir!

Fransız Alain Etchegoyen Çürüyen ve çürüten adlı kitabında şöyle der:
Kurumların her türlü yolsuzluğa ve kanunsuzluğa göz yumduğunu gören vatandaşlar, Cumhuriyet'e olan bağlılıklarını kaybederler. Bu durumda iki seçenek karşısında kalırlar: Ya onlar da talana katılacaklar, ya da küsüp kabuklarına çekilecekler ve Cumhuriyet kurumlarını tehdit eden demagojilere açık hale gelecekler.
Gazeteci-yazar Caroline Fourest ise Le Monde'da geçen hafta yayımlanan makalesinde ‘Yunanlılar aşağılık insanlar mı?’ diye soruyordu.
Malum Yunanistan ekonomisi batma noktasında. Avrupa Birliği Atina'ya hababam para veriyor, ama yetmiyor.
Çünkü Yunan halkı kemer sıkmaya, yapılan zamlara kahramanca direniyor; bırakın yeni vergi salınmasını, eskilerini bile ödemeye yanaşmıyor.
Böyle olunca da, Yunan ekonomisini ayakta tutmak için elini cebine atan Avrupalılar, Fouest gibi, yüksek sesle sorgulamaya başlıyorlar:
Yunanistan yaptığımız bu fedakarlığa değer mi, yoksa acaba başına gelenleri hak mı ediyor?
Fouest makalesinde özetle şöyle diyor:
- Yunanistan meselesinde sorun, zihniyet farklılığından kaynaklanıyor. Devletlerine güvenen ve ayakta tutmak için fedakarlık etmeyi bilen ülkeler (Almanya, Fransa vd), ‘Yunanistan gibi (Osmanlı hegemonyasından beri ???) vergi ödemekten ve devlet vesayetinden hoşlanmayan halkları’ anlayamıyorlar.
- En azından bu hususta kararı Yunanlıların kendileri verecek: ‘Bu kötü alışkanlıktan vazgeçer yani vergi ödemeyi bir vesayet, bir boyun eğme olarak değil de vatandaşlık görevi olarak algılamayı öğrenirlerse, Yunanistan Avrupa dinamiğinden kopmamış olacak.
(Tabii ki Fouest - benim son haftalarda ısrarla tekrarladığım gibi - sadece dar gelirlilerden fedakarlık yapmaları istenir, Milli Savunma gibi devasa ama gereksiz bütçeler kısılmaz, trilyoner armatörlerden vergi alınmaz, memurların yolsuzluğuyla mücadele edilmezse, halkı ikna etmek kolay olmayacak, diye de ekliyor.)
*
Biz de bir yandan el pençe divan durup 'Allah devletimize, büyüklerimize zeval vermesin' diye yalakalık ederken, devletten, bürokrasiden ve tabii ki vergi ödemekten hiç ama hiç hazzetmeyiz.
Ayrıca Yunanlılar'dan farklı olarak, Etchegoyen'in sözünü ettiği talan kültürü bizim genlerimize işlemiştir.
Osmanlı'nın çöküşüne kadar talanla, yani başkalarının toprağını, parasını, malını, ekmeğini, karısını-kızını zorla alarak 'namusumuzla ve onurumuzla' yaşamış olan bizler, askeri gücümüz sadece üniversitedeki solcu öğrenciye, kayıp annelerine, fabrikadaki grevci işçiye, tarladaki garip Kürt'e yeter hale gelince değişecek değildik ya... Sadece 'içimize döndük' o kadar.
Her iktidar - Osmanlı'dan miras uçkur çözme ve talan geleneği gereği - vatanı milleti becermeyi ve yandaşlarını zengin etmeyi tabii hak olarak gördü.
Biz de 'bal tutan parmağını yalar' diye hak verdik; 'adamlar deveyi hamuduyla götürüyor ama Allah için çalışıyor da' diye takdir ettik; 'bizim de payımıza bir şey düşer mi' diye yalanarak sıramızı bekledik.
‘Namussuz Avrupalılar, bizi niye almıyorlar?’ diye söylenen olursa, şeytanın avukatlığını yapar sorarım:
- Bana dürüstçe cevap ver: Sen Avrupalı olsan, Türkiye'yi, Türkler'i AB'ye alır mısın almaz mısın?
Bugüne kadar alırım diyene rastlamadım.
AB yandaşlarını da şakayla karışık uyarmayı severim:
- AB'ye girersek Brüksel'in ilk işi 'elle tahareti yasaklayın yoksa mallarınızı almayız' demek olacak.
Bu sefer en az taharet kadar sevimsiz ama daha ciddi bir hatırlatma yapalım:
- AB'ye girdin mi, politikacılara memleketi soyma; memura rüşvet alma; vatandaşa vergini öde derler!
Böyle bir kötü huyu vardır bu namussuzların!


Serdar Devrim, Hürriyet-İK 25.09.2011


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder