15 Nisan 2012 Pazar

Strauss-Kahn rezaletini çocuklara nasıl anlatmalı

Bir arkadaşım yazılarımı ‘Ya alıntı yapıyorsun, ya da bir yazıyı, bir yazarı, bir biliminsanını referans alarak yazıyorsun’ diye eleştirdi.
Anlatmaya çalıştım ama beceremedim.
Şu kadarını söyleyeyim:
Lütfedip okuyanların anlattıklarımla ilgilendiğini düşünüyorum (umuyorum), yoksa şahsî fikirlerimle değil.
Bu kez - eleştirileri peşinen kabul ederek - Le Monde'un internet sitesinden bir alıntı yapacağım.
Bu konunun İK ile ne ilgisi var?’ diye eleştirmeyin bu sefer de, çünkü burada konumuz İnsan Kaynakları değil, İNSAN.
Bu kez de medya ve çocukların (cinsel) eğitimi ile ilgili bir alıntı yapacağım.
Bir psikanalist (Claude Halmos), sözünü ettiğim gazetenin internet sayfasında okur mektuplarına cevap veriyor.
*
Soru: Üç küçük çocuk annesiyim. DSK olayını (New York'ta bir otel görevlisine tecavüze yeltendiği iddia edilen IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn'a Fransızlar kısaca DSK diyorlar) tabii ki duydular. Onları korkutmadan nasıl anlatabilirim?
Cevap: Çocukları korkutmadan, yaşlarını dikkate alarak, basit bir ifadeyle cinsellikten bahsedilebilir. Kadın-erkek arasındaki farkı, çocuğun nasıl dünyaya geldiğini ve babanın rolünü anlatmak lazım. Cinselliğin büyük insanlar arasında yaşanan bir şey olduğunu ve özellikle de - insanların dünyasında - ancak iki tarafın da isteğiyle yaşanan bir şey olduğunu açıklamak gerek. Çünkü, daha kuvvetli bile olsak, bir insanın üstüne atlamaya ve o insana, onunla yapmak istediğimiz şeyi zorla yapma hakkımız yok.
Soru: Çocuklar aslında zannettiğimizden daha çok şey biliyorlar, değil mi? Aralarında konuşuyorlar, haberleri izliyorlar...
Cevap: Tabii ki sandığımızdan çok şey biliyorlar. Özellikle de kadın-erkek arasındaki fark konusunda, cinsellik konusunda dilden dile dolaşan 'teneffüs sohbetleri bilgileri' söz konusu. Bunlar bazen yarım yamalak doğrular, bazen de tamamen hayal ürünü şeyler. Bu yüzden, çocuğunuz size cinsellikle ilgili bir şey sorduğunda, cevap vermeden önce, 'Sen bu konuda ne düşünüyorsun?' yahut 'Sen bu konuda ne biliyorsun?' diye sorup, duyduklarını, bildiklerini veya bildiğini sandıklarını öğrenmekte fayda var. Böyle sorarak çocuğunuza, bu konuda bir şeyler bilmenin kabahat yahut ayıp olmadığını, buna hakkı olduğunu, arkadaşlarıyla tecavüz konusunda bir şeyler konuştu diye kızmadığımızı göstermiş oluruz.
Soru: Bunun yerine televizyonu kapatmak ve çocuğun böyle kafasını karıştıran şeyleri izlemesini engellemek daha kolay değil mi?
Cevap: Böyle davranırsak, çocuğu - dünyanın şiddetinden korumak için - bir cam fanusun içinde büyütmeye çalışmış oluruz. Zaten bu mümkün değil. Siz kapatsanız, başkalarının evinde televizyon açılacak. Çocuklar okulda bundan bahsedecekler. Çocuğun dünyanın şiddetinden bihaber büyümesi mümkün değil. Ama televizyonda neleri seyredeceğine dikkat ederek şiddete daha az maruz kalması temin edilebilir.
Çok sık sözünü ettiğim için, burada da yazdım mı bilemedim.
Eski patronum (gazeteci-yazar) Jean-Louis Servan-Schreiber bir kitabında ‘Hayati olan hiçbir şey okullarda öğretilmez’ der.
Ben de böyle düşünüyor...dum.
Hatta bir yerlerde ‘Bizim okullarımızda, çocuklara Küçük Kaynarca Antlaşması’nda hangi kasabalar alındı, kaç düka altını verildi, Paraguay’da hububattan ne yetişir öğretilir de... hayatî şeyler öğretilmez. Mesela sağlıklı beslenme nasıl olur, sağlıklı yaşam nedir, zamanını doğru kullanmak, cinsellik, çocuk nasıl yapılır...’ diye yazdım.
Yazdım, ama sonra misyonu bize Saint-Benoît'da İngilizce öğretmek değil, bütün bir kuşağı İngilizce'den nefret ettirmek olan İngilizce hocasını, kendi kökeninden olan öğrencileri öne çıkarmak için diğerlerini ikmale bırakan 'kâmil insan' kimyacıyı, zavallı felsefe hocasını filan düşündüm.
Öğretmen gibi öğretmenleri tenzih ederek söylüyorum; böylelerinin vereceği cinsellik dersini, sağlıklı yaşam dersini, çocuk yetiştirme dersini filan gözümün önüne getirdim. Vazgeçtim. Teneffüste öğrendiklerimiz daha iyidir...


Serdar Devrim, Hürriyet-İK 05.06.2011

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder