15 Nisan 2012 Pazar

Münasebetsiz iki ‘benzetme’

Benzetme biraz tuhaf olacak, kimse alınmasın.
Belgesel meraklıları bilirler.
4-5 aslan bir olur, en zayıf anlarını kollayıp (mesela) zebra sürüsüne saldırır.
Müthiş bir panik başlar, zebralar var güçleriyle sağa sola kaçar.
Aslanların en hızlısı, zebraların geride kalanı (yavruyu, hastayı, sakatı, yaşlıyı, hasılı kaçamayanı) devirir, toz duman içinde yere düşerler.
Gırtlağı sıkılan hayvancağız gözleri faltaşı gibi açılmış ölümü beklerken, zebra sürüsü yeteri kadar uzakta durur ve arkadaşlarının trajedisini serinkanlılıkla izler.
Aslanlara kurban verilmiş, tehlike şimdilik geçmiştir.
Zebralar düşünür mü bilmem, ama o anda ‘Bu sefer de yem olan ben değilim’ diye ferahlamış bir halleri vardır.
Aslanlar talihsiz hayvanı homurtular içinde parçalarken, zebra sürüsü az ötede sakin sakin otlamaya döner.
*
Bir iş yerinde tensikat lafları yayılmaya başladı mı...
Yok, karar vermiştim, tensikat demeyecektim.
Tensikatta bir sinkaf etme sesi var.
İşten çıkarmalar başladı mı, çalışan sürüsünün psikolojisi de zebralara benzer.
Eğer piyango bu kez de size vurmaz ise, işini kaybeden arkadaşlarınıza gerçekten üzülür, ama için için ‘Neyse ki onlar işsiz kaldı, ben değil’ diye ferahlar, hatta sevinirsiniz.
Çalışma hayatının kuralları ormandan farksızdır da ondan.
Biz, insanlar, çalışma hayatına farklı anlamlar katmaya çalışıyoruz sadece.
Yoksa, her sabah karnını doyurmak için ava çıkan ve bir yandan av olmamak için ödü kopan canlılardan farkımız yok.
*
Hep derim ya, kapitalizmin denenmiş denenmemiş diğer düzenlere kesin üstünlüğünün ve kesin başarısının sebebi, tabiata son derece yakın olmasıdır.
İnsan (ve hayvan) tabiatına en yakın ve uygun sistem, orman kanununun işlediği kapitalizmdir.
Aynı bir türün içinde en hırslı, en açgözlü, en arsız, en acımasız ve özellikle de (Darwin’in vurguladığı gibi) uyum kabiliyeti en yüksek olan hayatta kalır.
Benzer türler arasında büyük balığın küçük balığı yutması kuraldır.
Farklı türler arasında da bir düzen kurulmuştur:
Kimin kimi yiyerek varlığını sürdüreceği önceden bilinir; herkes bu oyunu çaresiz kabul eder; herkes kendinden zayıf olanla beslenir, kendinden güçlü olana yem olur.
Sadakat, şefkat, merhamet, şükran... bunlar tabiatın bilmediği, hatta tabiata ters insan icadı duygulardır.
Bu duygulara sahip bir canlı, ormanda herhalde bir gün sağ kalamazdı.
Çocuklarımızı yanlış eğittiğimiz, onlara gerçekleri asla anlatmadığımız, aksine (mesela çalışma hayatıyla ilgili) tabiata aykırı çünkü duygusal anlamlar ve beklentiler yüklediğimiz içindir ki, bir ömür boyu kendimizi aldatmaya devam ediyoruz.
*
Aslında bu yazıya oturduğumda niyetim, ‘kapitalizm = orman kanunu’ teranemi tekrarlamak değil, (çalışanlar için zebraya yahut Afrika öküzüne benzetilmekten daha mı iyi, daha mı kötü siz karar verin) ‘kaldırım o.pusu’ benzetmesi yapmaktı.
Geçenlerde, bir sohbette genç meslektaşlarıma ‘Biz çalışanlarla, fuhuş emekçilerinin arasındaki fark nedir?’ diye sordum, cevap alamadım.
Cevap vermeyi deneyenler de ‘Biz namusumuzla çalışıyoruz’ lafından daha orijinal bir şey söyleyemediler.
Mısırlı yazar Sunullah İbrahim’in Namus (yahut Şeref) adlı bir kitabı vardır. Özetle şöyle der İbrahim:
‘Benim milletim (Mısır halkı) namusunu hep yanlış bir yere yerleştirmiştir. Ruhunu ve bedenini vahşi kapitalizme teslim etmiş, batıdan gelen görüntülerin büyüsüne kapılmış bu ülkede, insanlar ‘kıçlarını koruyarak namuslarını koruduklarını’ sanırlar. Oysa asırlardır küçük zorbalar yetiştiren bir aile geleneğinin tecavüzüne uğradıklarını, bağırta bağırta ırzlarına geçen bir düzende yaşadıklarının farkında bile değildirler. Kitabımın kahramanı sandığından çok daha genç yaşta, beyninde, vicdanında, varoluş biçiminde, kimliğinde tecavüze uğramış biri. Evet, sembolik anlamda tecavüzden bahsediyorum. Asırlardır Mısır’ın ırzına geçenlerden...’
Aramızdaki fark, bizim ‘namusumuzla’ çalışmamızmış...


Serdar Devrim, Hürriyet-İK 01.04.2012

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder