15 Nisan 2012 Pazar

Şirketle uyum nereye kadar?

Milyonlarca gencin, ellerindeki sağlam diplomalara rağmen, bir ilk-iş bulmada bu kadar sıkıntı çektiği bir ortamda, şirketin, sektörünün ve iş anlayışının hayat felsefenize, duruşunuza, inançlarınıza yahut değerlerinize uygun olmasını talep etmek gibi bir lükse sahip değilsiniz.
Mesela çevreye duyarlı değil diye; hamburger, kola vs gibi sağlıklız ürünler satıyor diye; kadınlara ayrımcılık yapıyor diye; ucuz işgücünü sömürüyor diye; CEO'su antipatik diye; yok İslami sermayeydi, yok Amerikan şirketiydi diye; siyasi görüşü bana uygun değil diye; mesela savunma sanayinde faaliyet gösteriyor, ben silaha karşıyım diye burun kıvırmak... Kolay değil!
Yıllarca önce, işsiz kaldığım bir dönemde bir 'kelle avcısı' beni buldu ve bana, uluslararası bir sigara tröstünün kurumsal iletişim koordinatörlüğünü önermeyi düşündüklerini söyledi. Son maaşımın 5 katı gelir ve ciddi yan haklar söz konusuydu.
Sigaraya kesinlikle karşıyım. Daha çok sigara tüketilmesi ve sigaranın savunulması gibi bir görevi kabul edemem’ dedim.
Kelle avcısı açık sözlülüğüm için teşekkür ederken herhalde ‘Herif zır deliymiş, erken fark ettiğimiz iyi oldu’ diye düşündü.
Gerçi benim böyle bir fırsatı tepmem ve ucuz kahramanlık yapmam kolaydı, çünkü zaten İngilizcem yeterli değildi.
Ama herkesin, özellikle de gençlerin böyle bir lüksü yok.
Geçenlerde bana yazan işsiz bir genç, diplomalarına rağmen iş bulamamaktan, işe alım prosedürlerinden, kısa iş deneyimi sırasında karşılaştığı yöneticilerden şikayet ediyordu. Ama asıl yukarıda sözünü ettiğim ikilemden şikayet ediyor ve akıl danışıyordu.
Kendisine dilim döndüğünce bir şeyler söyledim, detayına girmeyeceğim.
*
Tabii siz sesinizi kesip, gözünüzü yumup çalışsanız da, şirketin sizi dışlaması da mümkün.
Son yıllarda bir çok kamu kurum ve kuruluşunda, hatta iktidara yakın özel şirketlerde çalışanlardan bu konuda ciddi şikayetler geliyor.
Gözümüz (!) yerse Hürriyet İK'da haberini yaparız belki bir gün.
Mesela 'islamî' görüşlerin ağır bastığı bir şirkette namaz kılmayanların, oruç tutmayanların, tesettüre uygun giyinmeyen kadın çalışanların maruz kalabileceği (kaldığı demiyorum) baskıları, yaşayabileceği sıkıntıları tahmin ediyorum da... aksini hayal etmekte zorlanıyorum.
Acaba bir sigara tröstünde adama 'niye sigarayı bıraktın' derler mi? Sigara içenlere pozitif-ayrımcılık yaparlar mı? Pazarlamada yahut kurumsal iletişimde çalışanların sigara içmesini 'tercih sebebi' olarak görürler mi?
Sizin de mantığınız ‘Eskiden belki. Ama bugünkü ortamda herhalde hayır!’ diyor, değil mi?
Ama yapanlar varmış. Buyrun size ilginç bir haber. Yorumsuz.
*
Adı lazım değil (adını verip de Pernod Ricard'ı kızdırmayalım durup dururken) alkollü içecek sektörünün önemli aktörlerinden bir Fransız firması 22 Haziran'da aleyhindeki bir kitabın yazarlarına, yayımcısına ve adı geçen bir eski çalışanına karşı açtığı hakaret davasını kaybetti.
2005'te piyasaya çıkan ‘Dealer Légal’ adlı kitapta, şirketin çalışanlarını 'içki içmeye zorlandığı' iddia ediliyor, 'ne kadar çok satarsan o kadar çok para kazanıyorsun ve ne kadar çok içersen o kadar çok satıyorsun' deniliyordu.
Şirketin pazarlama ve satış elemanlarını seçerken 'alkole tahammül sınırlarını' dikkate aldığı; işe alınacak adayların şirketin barında 8-10 bardak pastis (anasonlu bir içki) içmeye zorlandığı; sipariş ve satış hedeflerini tutturmak için alkol tüketmek zorunda bırakıldığı; ve bu elemanlardan birinin alkol bağımlısı hale geldikten sonra kovulduğu anlatılıyor.
Şirket bu ve benzeri iddiaların yalan olduğunu söyleyerek açtığı davayı geçen hafta kaybetti.
Hâkim, kararında 'bir çok çalışanın bu iddiaları doğruladığını' dikkate alarak 'kitapta yer alan ifadelerin yalan ve hakarete girmediğine, bu davranışların kamuoyuna duyrulmasının ifade özgürlüğü sınırları içinde hatta toplum çıkarı gereği olduğuna' hükmetti.

Not: Yatıp kalkıp şirketime dua etmeliyim. Hürriyet’te kimse bizi gazete okumaya zorlamıyor en azından! J

Serdar Devrim, Hürriyet-İK 24.07.2011

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder