15 Nisan 2012 Pazar

Çözüm yok, çünkü sorun yok

Fransa’da Anayasa Konseyi, ‘İnkar Yasası’ adıyla bilinen ve Ermeni soykırımını kabul etmeyenleri cezalandırmayı hedefleyen yasayı anayasaya aykırı bularak iptal etti.
Bizimkiler bu hukukî kararı, ‘Türkiye’nin siyasî zaferi’ gibi yutturup çıkar elde etmeye çalıştılar.
Tabii ki bu sadece ve sadece Fransız demokrasisinin ve hukukun zaferiydi.
Paris’teki Anadolu Kültür Merkezi’nin başkanı Dr. Demir Önger ‘İnkâr Yasası’nın Anayasa Mahkemesi’nde reddedilmesi Türkiye’nin bu sorunu kendi eline alması için çok büyük bir şanstır’ diyordu. (Hürriyet, 6 Mart)
Sizce Türkiye geçmişiyle yüzleşmesini gerektiren ‘sözde’ Ermeni soykırımı / 1915 olayları, adına ne derseniz deyin, konusunu sükûnetle ele alıp, araştırıp, bilimsel çevrelerde ve kamuoyunda tartışıp bir adım öteye götürecek ve inisyatifi ele geçirecek mi?
Elbette hayır.
*
Sen gazetecisin bilirsin, diye başlayan cümlelerden ve kahvehane geyiği derinliğini aşmayan siyasî tartışmalardan bezmiş biri olarak, konuyu kapatmak ve yakayı sıyırmak için bir takım taktikler geliştirmek zorunda kaldım.
En çok işe yarayanlardan biri, karşımdakinin (zaten daha konuyu duyunca ne diyeceğini ve kendine ait olmayan hangi kalıp cümleleri sıralayacağını bildiğim için) sözünü kesip, sormak:
- Bi’dakka bi’dakka! Bir şey soracağım: Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve aziz Türk milletinin, bugüne kadar ele alıp da çözdüğü tek bir sorun söyleyebilir misin bana?
Yoktur ve sorunları ve çözüm yollarını tartışmak abestir.
*
Eleştiri ve tartışma kültürü olmayan bir toplum (Bakınız Başbakan ve adamlarının 4+4+4 hakkında ağzını açmaya yeltenenlere yaptıkları muamele);
bireyinden ailesine, kurumlarından devletine kadar ‘kedi kakasını örter gibi’ hata ve sorunlarını gömmeye çalışan bir toplum (bizde oğlanın ikmale kaldığı herkesten gizlenir);
hatta kendine ve başkalarına yalan söylemekten utanmayan bir toplum (aksine çocuğun önünde konu komşuya ‘Teyzesi, Furkan sınıfını yine birincilikle geçti’ diye yalan söylenir);
Kürt-Ermeni-Alevi sorunu gibi, aile içi şiddet gibi, kadına karşı şiddet gibi, ensest ve sübyancılık gibi ‘hassas ve ayıplı’ konuları soğukkanlılıkla, açık yüreklilikle, mertlikle konuşup çözüm üretebilir mi?
Biz sorunu kabul etmeyiz ki zaten, beceremeyeceğimizi bile bile çözüm arayalım.
Kürt yoktur, onun için de sorun yoktur / varsa da etle tırmak gibiyiz  / et biziz, tırnak bizim; uzadıkça keseriz.
Biz Ermenileri kesmedik onlar bizi kesti / kestiysek onlar başlattı / zaten Türkler kesmedi Kürtler kesti / zaten kesmedik ki, korumak için tehcir ettik.
Sorunu anlamak ve çözüm aramak süreci bile yeni sorunlar yaratır;
Hakkı Devrim’in dediği gibi daha bismillah derken ‘Bursa şeftalisi gibi ikiye yarılır’ (yani iki cepheye ayrılır) ve birbirimize gireriz.
*
Yazıyı epey bir uzatmayı ve Burcu’yu (Özçelik) kızdırmayı göze alarak size Nobel Edebiyat Ödülü sahibi bir yazarın, ülkesi ve toplumu hakkındaki bazı sözlerini özetleyeceğim:
- Benim halkımı tanımak istiyorsanız Marcel Duchamp’ın şu sözünü aklınızdan çıkarmayın: ‘Çözüm yok çünkü sorun yok...
- ... milleti, 4.yy’dan itibaren batıya göçen Orta Asya kökenli göçebelerin torunlarıdır. Sonradan ... dinini kabul etmişlerdir.
- Doğu ile Batı arasında kesin bir seçim yaptıklarını sanmıyorum.
- Her ... bu ‘çifte aidiyet’ hissini ve etkisini taşır. Ve aynı zamanda bu ikilemi.
- Çünkü ... dinine mensup bir toplumun değerleri, aşiret tipi toplumların değerleriyle uyuşmaz.
- Ben tarihçi değilim ama, ... bugüne kadar hiç demokrasi görmedi. Çok partili sistemden söz etmiyorum. Toplumun demokratik değerleri benimsemesinden bahsediyorum.
- Halk her zaman (Fareli Köyün Kavalcısı misali) bir otoriter liderin büyüsüne kapılıp peşinden gitti.
- Bu otoritarizmi, toplumun ‘köylülüğü’ ile açıklayanlar var. Dayanağı soy-soptur, aşiretlerdir. Cumhuriyet onlar için bir şey ifade etmez.
- Nobel Ödülü kazandığımdaki tepkileri bir hatırlayın. ...lığımla övünmediğim halde Nobel alan tek ... vatandaşı olduğum için çok kızdılar. Ülkem hakkında olumsuz şeyler söylüyorum diye bana saldırdılar.
- Benim ülkemde aklın kıymeti yoktur; duygular, heyecanlar ve tepkilerle hareket edilir.
- ... bir alınyazısıdır; anlamı da, açıklaması da olmayan bir alınyazısıdır ve Avrupa’da başka örneği yoktur.
- ... halkı asla vicdan muhasebesi yapmaz, yazgılarına dört elle sarılmış ve teslim olmuştur. Muhtemelen niyesini bile sormadan duvara toslayacaklar.
*
Ülkesini terk edip Berlin’de yaşamak zorunda kalan Nobel ödüllü Macar yazar İmre Kertész, Macaristan’dan ve Macar halkından söz ediyor. (Le Monde des livres, 10 Şubat)
Başka bir Nobel Edebiyat ödüllü yazarla, bir başka millet ve memleketle her türlü benzerlik, tamamen tesadüf eseri...
Olabilseydi keşke!
Macarlar’la ortak bir noktamız var: İki toplum da Orta Asya kökenli göçebelerin torunları.
Pek tanımadığım Macar halkı hakkındaki bu sözler moralimi bozdu.
Kadercilik, ırkçılık ve öjenizm tuzağına düşmek istemem ama...
Genlerimizde taşıdığımız göçebeliğin ve (paradoksal gözükse de) köylülüğün çok ciddî sorunlar ve çözümsüzlük yarattığı inancım daha da güçlendi!


Not: Bir kez daha, bulabilirseniz eğer, Emmanuel Berl’in Attila’dan Timur’a Avrupa Asya adlı kitabını (çeviren Gülseren Devrim, Doğan Kitap) şiddetle tavsiye ederim!


Serdar Devrim, Hürriyet-İK 11.03.2012

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder