15 Nisan 2012 Pazar

Tonny Curtis olmayı hayal etmek

Oyuncu olarak beni pek etkilediğini söyleyemem.
Bizim kuşağımız için Bazıları sıcak sever diye bir film yoktur.
Diğer filmleri de doğrusu iz bırakmamış bende. Belki Taras Bulba.
Ama Kaygısızlar dizisini çok iyi hatırlıyorum.
1970'lerin başında TRT'nin tek kanalında, siyah beyaz seyrederdik.
Danny Wilde ve Lord Brett Sinclair.
Tonny Curtis ve Roger Moore.
Bol 'ekşın', güzel kızlar ve espriler...
Onun için tutmadı zaten.
Dizinin tek kötülüğü vardı, pazar akşamı haberlerden sonraydı.
Yani Kaygısızlar'ın müziğini duyduk mu, pazar tatili bitmiş (cumartesileri okula giderdik o yıllarda) sabah okul var demekti.
*
Tonny Curtis perşembe günü 85 yaşında öldü.
Dolu dolu yaşadı.
Böyle bir hayatı hayal edenler vardır. Bana göre değil.
Sıfırdan başlayıp şöhretin zirvesine çıkarak Hollywood Hayali'nin sembolü oldu.
Hollywood'un bir insana verebileceği her şeyi tattı.
(‘Şöhret dahil hür türlü düşüşü tattım’ diyen Cioran'dır galiba.)
Yakışıklı fiziğine tav olan yüzlerce kadın. Marilyn Monroe dahil. Ama evlilik hayatı (6 kere evlendi) bir rezaletti. Kızıyla yıllarca görüşmedi bile, oğlu uyuşturucudan öldü. 1950-60'larda bir yıldızdı, 1970'lerde kenarda kaldı. Yıllarca uyuşturucu ve alkol tedavisi gördü. Daha büyük felaketler de tattı. Küçükken kardeşini, sonra uyuşturucudan 23 yaşındaki oğlunu kaybetti. Çok başarılı bir flütist ve tabloları MoMA (NW Modern Sanat Müzesi) tarafından satın alınan bir ressamdı.
Tek eksiğinin Oscar alamamak, yani sinema profesyonelleri tarafından takdir edilmemek olduğunu söylerdi.
2008'de bir röportajda ‘Beni hayatım boyunca ayakta tutan güç, başkaları tarafından kabul edilmek oldu’ diyordu. ‘Eğitim değil, para değil, bir kadın tarafından benimsenmek...
Çünkü Bernard Schwart, New Yorklu fakir bir Macar göçmeni Yahudi terzinin oğluydu. Daha bebekken ‘yırtmaya’ yemin etmişti. Şizofren annesi onu sık sık döver ama aklı başında olduğu zaman sinemaya götürürdü.
Hayatım çok zor geçti, sadece başarı biraz bana nefes aldırdı’ diyordu.
*
Madem ki seni oyuncu olarak etkilemedi, niye Tonny Curtis'ten bahsediyorsun, diyeceksiniz.
1993'teki bir sözünden dolayı.
Bir gazeteciyle konuşurken ‘Daha önce de söyledim, tekrarlıyorum, ben olduğum için çok şanslıyım’ demişti. ‘Çocukken hep Tonny Curtis olmayı hayal ederdim, tam da bunu oldum!
Bu sözün içinde ne kadarı kendisiyle alay, ne kadarı çaresizliğin ifadesi bilmiyorum.
Eğer inanarak söylediyse, gerçekten çok şanslı bir insanmış.
‘Dünyaya tekrar gelsem yine gazeteci olurdum’ diyen gazetecilere,
... yine oyuncu olurdum diyen oyunculara;
... yine avukat olurdum diyen avukatlara... özetle ‘Dünyaya tekrar gelsem yine aynı işi yapardım’ diyenleri her zaman kıskanmışımdır.
Ama asla inanmamışımdır.
Galiba daha önce de söyledim.
‘Bir kere mürekkap kokusunu aldın mı, gazeteciliği bırakamazsın’ diyenlere hep gülerim.
(Bir kere yem kokusunu aldın mı bir daha tavukçuluğu bırakamazsın diyeni de duydum. Yani her mesleğe, her işe uyarlanmıştır bu kalıp.)
Bu, makas değiştirmekten, bilmediği yeni bir dünyaya adım atmaktan, riske girmekten korkan insanların kendilerini, ailelerini ve çevrelerini kandırmak için sarıldıkları bir bahanedir.
Ama 80 yaşında ‘Ben ben olduğum için çok şanslıyım, çocukluğumda hep ben olmayı hayal ettim’ diyebilmek ne büyük şans.
Doğruysa, muhteşem.
Yalansa, kendini bu kadar kandırabilmek ne güzel...
«Ben beni bir daha ele geçirsem,/ Âb-ı hayat içersem demiyorum./ Kapılar açılsa bir daha,/ ben bu haneye bir daha girsem.../ yaşardım yine böyle kan revan içinde,/ yine böyle aşk ile sersem,/ ben beni bir daha ele geçirsem.»

Serdar Devrim, Hürriyet-İK 03.10.2010




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder