15 Nisan 2012 Pazar

Kadınların yönettiği bir dünya daha barışçı olur muydu?

Amerika’nın eski savunma bakan yardımcılarından ve Harvard’ın hocalarından jeopolitik uzmanı Joseph S.Nye’ın bir makalesinden (*) öğreniyoruz ki, çok satan kitapların yazarı, Harvard Üniversitesi’nde deneysel psikoloji dersleri veren Steven Pinker (The Better Angels of Our Nature adlı yeni kitabında) bu soruya ‘evet’ cevabını veriyormuş.
Evet, kadınların yönettiği bir dünya daha barışçı olurdu!
Çünkü, diyor ünlü uzman, ‘Tarih boyunca kadınlar barışçı bir tavır içinde oldular, her zaman da olacaklar. Geleneksel savaşlar erkek işidir; kadınlar hiçbir zaman komşu köylere saldırmak için bir araya gelmediler.
İyi de (1) zaten erkekler bu işi yapıyordu, kadınlara sıra gelmedi (2) ayrıca kadınlar hiçbir zaman iktidarı ele geçir(e)mediler ki! Geçirselerdi, acaba nasıl davranırlardı?
Margaret Thatcher, Golda Meir, Indra Gandhi güçlü kadınlardı ve ülkelerini savaşa sokmaktan çekinmediler.
Ama bu kadınlar ‘erkek dünyasının kurallara göre’ siyaset yaparak iktidara geldiler. Eğer kadınlarla erkekler koltukları 50-50 paylaşsayda, iktidarda farklı davranırlardı’ diyor Nye.
*
Bu son görüşün ilk yarısına yüzde bin katılıyorum.
Bu yüzden (kadın hatta bazen anne olmalarına rağmen) kadınların, ülke yönetiminde olsun, şirket yönetiminde olsun, iktidardaki erkeklerden bile daha sert ve acımasız olabildiklerini düşünüyorum.
(Kadın kadının kurdudur, konusuna girmeyeceğim, ama bu da ayrı bir mevzu.)
Çünkü, erkeklerin koyduğu kurallara göre çalışan, tamamen maço hatta mizojin (kadın düşmanı) yapılarda, bir kadının erkeklerin arasından sıyrılıp, erkeklerin tepesine çıkabilmesi ve orada tutunabilmesi için... hadi şimdi ‘erkeklerden beter olması gerekir’ diyerek göz göre göre sürçü lisan etmeyeyim, meclisten içeri laf etmemeyim!
Her zaman söylediğim gibi (erkeklerin arasından sıyrılmasa da, başbakanlık koltuğuna paraşütle indirilse de) Türk siyasetinde bir ‘kadın başbakan’ örneğimiz var mesela.
Türkiye’de kadınların ‘başka türlü’ siyaset yapması, ya da ‘başka türlü kadınların siyaset yapması’ ne yazık ki kolay değil.
Bu, geri kalmış doğulu toplumumuzda, küçük büyük bir iktidarın söz konusu olduğu her sosyal yapı için geçerli.
Toplumun küçük bir kesiminde büyük bir gelişme yaşansa da...
*
Cinsiyet, iktidarı kullanma şekli üstünde etkili midir?
Psikologlar evet diyorlar: Erkekler güç kullanınıma, kadınlar işbirliğine daha yatkınlar.
Son zamanlarda yapılan çalışmalar (yönetici erkek olsun, kadın olsun) ‘kadın tarzı yönetim’in yükselen değer olduğunu gösteriyormuş:
Bilgi ve iletişime dayalı toplumlarda ağlar (network’ler yani) hiyerarşinin yerini alıyor ve bilgi-çalışanları hiyerarşiye daha az saygılılar’.
Artık bugün organizasyonların çoğunda ‘paylaşımcı yönetim’ ve ‘yetkinin yeniden dağıtımı’ söz konusu.
Yani yöneticiler bir piramidin tepesinde değil, bir çemberin merkezinde oturuyorlar, diyor Nye.
Bu değişim Amerikan ordusunda dahi hissediliyormuş. Pentagone’un bir raporu, askeri eğitmenlerin ‘eskisi kadar bağırıp çağırmadığını’ çünkü yeni nesillerin ‘danışman modeli uygulayan’ eğitimcilere daha açık olduklarını söylüyormuş.
Teröre ve ayaklanmaya karşı zafer kazanmak için, ordunun binaları yıkması, insanları öldürmesi bir işe yaramıyor; halkın kalbini ve aklını kazanmak gerek, diyor eski savunma bakanı yardımcısı.
Bugünün yöneticilerinin network’leri kullanmayı bilmesi, işbirliği yapmaya eğilimli olması ve katılımı teşvik etmesi gerekiyor’.
Bu da, kadınların başarılı olduğu bir yönetim şekli.
Oysa (ABD’de bile) büyük şirket yöneticilerinin sadece % 5’i, milletvekili ve senatörlerin sadece yüzde 16’sı kadın.
20.yy’da bağımsız ülkelerde iktidara gelen toplam 1.941 devlet reisi ve başbakandan sadece 27’si kadınmış.
Bunların da yarıya yakını eski bir (erkek) yöneticinin dul karısı veya kızı.
Kendi adıyla ve gücüyle iktidara gelen kadınların oranı sedece... % 1!
*
8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne az kaldığına göre, bu yazıyı ben de Joseph S. Nye’ın son cümlesiyle bitireyim:

Steven Pinker ‘Şiddeti önlemekte başarısız kalan ülkeler, aynı zamanda kadınların kendilerini gelişmesine fırsat vermeyen ülkeler' derken çok haklı...

(*) Le Figaro, 11-12 Şubat 2012


Serdar Devrim, Hürriyet-İK 04.03.2012

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder