15 Nisan 2012 Pazar

(İ)zafiyet üzerine

Amerikan nüfus bürosunun perşembe günü yaptığı bir açıklamaya göre, Amerika Birleşik Devletleri’nde 2009 krizinin etkisiyle yoksulların sayısı hızla artıyor. 2010’da her 7 Amerikalı’dan biri yoksulluk sınırının altında yaşıyor.
ABD’de 43,7 milyon kişi yani nüfusun yüzde 14,3’ü (Amerikan ölçülerine göre) yoksul.
Bu oran 2009’da yüzde 13,2 idi. 4 milyon insan, son bir yılda sınırın altına düşmüş.
Bu artışın en önemli sebebi, krize bağlı işsizlik.
Yoksulların büyük bölümü, tabii ki, siyahlar ve hispanikler. Her 4 siyahtan ve hispanikten biri (yüzde 25) yoksulluk sınırının altında. Asya kökenliler arasında yoksulluk oranı yüzde 12,5 iken ‘beyaz’ Amerikalılar’ın yüzde 9,4’ü yoksul.
Yani ayrımcılık burada da kendini gösteriyor.
Bu arada ABD’de 18 yaşın altındaki her 5 çocuktan biri (toplam 15,5 milyon çocuk) yoksul ve yeterli beslenemiyor.
Küçük bir not daha, uyuşturucu kullanma oranı bir iş sahibi Amerikalılar arasında yüzde 8 iken, geçici işlerde çalışanlarda yüzde 11,5 ve işsizlerde yüzde 17!
Dünyanın en büyük ekonomisine sahip olan ABD’de yıllık geliri vergi öncesi 11.000 $’ın (yıllık 16.500, aylık 1.375 TL) altında olan bireylerle 22.000 $’ın (yıllık 33.000 TL, aylık 2.750 TL) altında olan (4 kişilik) aileler ‘yoksul’ olarak kabul ediliyor.
Kişi başına milli geliri ABD’nin beşte biri olan Türkiye’de ise, Kamu-Sen’in hesaplamasına göre, aylık geliri 1.472 TL’nin altında olan bireylerle 2.930 TL olan 4 kişilik aileler ‘yoksul’ sayılıyor.
Bu rakamlara bakarsanız... Türkiye’nin yoksulu, Amerika’nın yoksulundan daha zengin!
Zenginlerimiz henüz dolar milyarderleriyle boy ölçüşemese de, en azından yoksulluk sınırı altındaki vatandaşlarımız ABD’yi yakalamış ve geçmiş durumda.
(Belki de Ankara’daki büyüklerimiz ile ekonomi sayfalarını yapan editörlerimiz ‘Dünya Türkiye’nin zenginliğini kıskanıyor’ derken bunu ifade etmek istiyorlar!)
Demek ki neymiş...

Rakamlar izafiymiş!

*

Yugoslavya’ya bağlı olduğu (Tito’lu ve komünizmli) günlerde Bosna’da dünyaya gelmiş bir Hırvat olan Velibor Colic yakında çıkan İsa ve Tito adlı kitabında anlatıyor.
Annesi bütün kalbiyle Hz.İsa’ya, babası Yugoslavya’nın kurucusu Tito’ya bağlıymış.
Velibor ise daha 6 yaşındayken tercihini yapmış: Onun tanrıları futbul yıldızlarıymış.
Ve tabii, 1970’li yıllar söz konusu olduğu için Brezilyalılar.
Zaten o günlerde, okul bahçelerindeki karaborsada, 1 Pele fotoğrafı 4 Panini Dzajic fotoğrafı ediyormuş.
Ancak İsa ile Tito arasındaki seçim daha zor oluyormuş.
Bir yanda duasını edip haç çıkardığı zaman hak ettiği annesinin ballı ekmekleri, öte yanda komünist marşını söyleyince babasının hediye ettiği kızıl boyunbağı...
Bu ikilemden, 6 yaşındaki Velibor şöyle bir sonuç çıkarmış:
Karnın iyi doyuyorsa, bunun adı Hıristiyanlıktır. Karnın aç halde dans edip şarkı söylüyorsan, bu da komünizmdir.
Yani neymiş?

Kavramlar, onu algılayana göre değişiyormuş.

Serdar Devrim, Hürriyet-İK 19.09.2010

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder