15 Nisan 2012 Pazar

Gençleri anlamak

Gençlerle bir arada olmak bana mutluluk verir-di.
Her ne kadar, geveze olduğum için, susup onları dinleyemesem, ukalalık ve nasihat faslına dalıp baysam da, gençler bana hep yaşıtlarımdan daha ilgi çekici ve zenginleştirici gelmiş-ti.
Ardından 6 sömestrlik bir üniversite deneyimi yaşadım. Bir vakıf üniversitesiydi ve (seçmeli ders olduğu için muhtemelen) karşıma gelen öğrenci (1-2 istisna hariç) çok 'kötü' çıktı.
'Türkiye'de ve Dünyada Gündem' diye, içeriği adından belli bir derse, güyâ 'seçerek' geldikleri halde, o kadar bilgisiz, o kadar ilgisizdiler ki, 3'üncü yılın sonunda havlu attım.
Hani Kudüs'te 40 yıldır günde 3 kez Ağlama Duvarı'nın önünde dua eden ihtiyar Yahudi'nin ‘İnsan kendini duvara konuşurmuş gibi hissediyor’ dediği gibi, ‘Gençlere ve geleceğe olan inancımı kaybedeceğim’ diyerek dersi bıraktım.
Şimdi de, sadece ve sadece üniversite gençlerine hitap eden bir gazete yapıyorum.
Muhabirlerimin tamamı da, yine üniversite öğrencileri.
Gazetenin 10'uncu sayısını yaptık.
Ne bir öneri, ne bir talep; ne bir eleştiri, ne bir küfür... 
Beğenmiyoruz deseler, kafamıza atsalar, inanın mutlu olacağım.
Ama çık yok. Karşımızda bir duvar var adeta.
Bu tepkisizliği ve ilgisizliği üniversitedeki 3 yılla birleştirince, kızdım.
Ben asla gençleri küçümsemem. ‘Biz iyiydik, yeni nesil kötü’ kabilinden, Hazreti Adem'den beri her kuşağın bir sonraki için sarf ettiği içi boş laflar etmem.
Ama bu kez (tabii ki istisnalar vardır, ezici çoğunluktan söz ediyorum) gençlerin, bilgisizliğinden geçtim, ilgisizliğinden yakındım.
Futbolla ilgilenseler, magazinle ilgilenseler amenna, ona da razıyım.
Hiç birşeyle ilgilenmiyorlar’ diye umutsuzluğa kapıldım.
Üniversite gençliği, en atak, en muhteris, en hayalperest, en âsî olacak çağda, ölü toprağı serpilmiş gibi.
Derslerde ya sus pus, uykulu boş gözlerle hocayı izleyerek, ya çaktırmadan cep telefonuyla çetleşerek, ya arka sırada fis kos ederek;
Ders aralarında, kantinde yahut şehirdeki bir kafede, köy kahvesinde tek kelime etmeden vakit öldüren köylüler misali pinekleyerek;
En canlı sohbetlerinde dahi 100 kelimeyi geçmeyen bir dille, çoğu ünlemden ibaret 5-6 kelimeyi geçmeyen cümleler kurarak, ipe sapa gelmez, incir çekirdeğini doldurmaz...
Derken, kafama dank etti.
Hayır hayır! Gençleri (ne kadar yapıcı olursa olsun) eleştirmenin anlamı yok.
Hatta - daha da zor kabul edilebilir bir gerçek ama - anlamaya çalışmanın da anlamı yok.
Son 2-3 kuşak arasında (baby boomer - x y ve gelmekte olan z) dünya o kadar değişti ki...
Biz oğullarımızla, kızlarımızla neredeyse aynı insan türü olmaktan çıktık.
Gençler dedelerine, babalarına hatta abilerine, muhtemelen, dinozor gözüyle bakıyorlar.
Nesli tükenmekte olan bir canlı türü değil, bin sene önce tükenmiş bir canlı.
Dedeleri, babaları hatta abileri de onları... uzaydan gelmiş canlılar gibi görüyorlar.
Biz artık insanoğlunun 25-30 yıl arayla dünyaya gelmiş iki kuşağı değiliz.
Aramızda yüzlerce yıl var.
Birimiz (bizler) son yıllarını yaşayan, soyu tükenmekte olan mesela Neandertaller'iz.
Onlar da kendi dünyalarını kurmak, kendi dünyalarında yaşamak için bizim tarihe gömülmemizi bekleyen Sapiens sapiens.
Bir dünya ölüyor, yeni bir dünya doğuyor.
Anlamaya çalışmak bile boşuna.
Elimizden sadece, gençlere yol açmak gelir.


Serdar Devrim, Hürriyet-İK 17.10.2010

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder