15 Nisan 2012 Pazar

Bugün olumlu bir şey yazarsın inşallah !

Yazdıklarımla ilgili farklı tepkiler alıyorum.
(1) Beğenenler ve beğendiklerini söyleyenler. (Beğenip de susunlar olduğunu da umuyorum. Yoksa beğenen sayısı üçü beşi geçmiyor demektir.) Dikkat ediyorum bunlar, genelde, benim gibi, Yunus'un deyimiyle, vara yoğa kakanlar, ama benden daha karamsarlar. Benim elimde bu köşe var da söylüyorum (yani söyleniyorum) diye çok mutlu oluyorlar.
(2) Beğenenler ama beni fazlasıyla 'iç karartıcı' bulanlar. ‘Artık bu hafta olumlu bir şey yazarsın inşallah’ diye üstümde baskı kuranlar. ‘Tamam, söylediklerin doğru, biz de biliyoruz. Ama sen söylesen ne değişecek? Kırk kere yazsan ne olacak?’ Bunlar da düzenden şikayetçiler. Ama gerçeği görmekten hazzetmiyorlar. Yüksek sesle söylenmesinden bile rahatsız oluyorlar. Beni karamsar buluyorlar ama asıl kendileri karamsarlar, çünkü hataları söylemenin bile faydasız olduğuna inanıyorlar.
(3) Haklı olduğumu bilenler ama bana kızanlar. ‘Bir tek sen dürüstsün, bir tek sen namuslusun, bir tek sen temizsin yani bu memlekette...’ Şimdi 'tipik Türk kafası' diyeceğim, bu sefer de aşağıdakiler kızacaklar. Galatasaraylı arkadaşına ‘Sizin takım bu hafta pek iyi değildi’ dersin, cevap: ‘Sanki Fenerbahçe çok iyiydi!’ der. Ne alakası var!
(4) Türk insanının, Türk toplumunun, Türk şirketlerinin, Türk yöneticilerin, Türk devletinin (sırf önünde 'Türk' sıfatı var diye) eleştirilmesine tahammül bile edemeyenler. Fransız lisesinde ve üniversitesinde okuduğumu biliyorlar ya, eleştirilerime cevap: ‘Beğenmiyorsan Fransa'ya git. Biz böyleyiz işte. Oh ne iyi ediyoruz!’
(5) Ve tabii değerleri. Benim gibi düşünmeyenler, hallerinden memnun olanlar, eleştirdiklerim vd.
*
İspanyol ressam, grafik sanatçısı ve tiyatro dekoratörü Edouardo Arroya'ya bir eleştirmen soruyor:
- Bu kitabınızda İspanya'ya hiç iyi muamele etmiyorsunuz?
Cevap:
- Fransa'ya da etmiyorum. İspanya ve Fransa benim çok sevdiğim ülkeler.
Memleketimi ve insanlarımı çok sevdiğim için eleştiriyorum, hatalarına kızıyorum, daha iyi olalım istiyorum.
Doğrudur, eleştirmek kadar (perçinlemek için) olumlu yanlarını, yönlerini de söylemek gerek. Ben değil miyim sık sık 'marifet iltifata tâbidir' diyen.
Ama...
Tomasi di Lampedusa'nın (Sicilya toplumunun 19.yy'da yaşadığı değişimi anlattığı) kült eseri Leopar'da, Tancredi amcası 'Leopar'a ‘Herşeyin olduğu gibi kalmasını istiyorsak, herşeyin değişmesi gerek’ der.
İyi özelliklerimizin kaybolmamasını, öne çıkmasını, ağır basmasını istiyorsak; kendimize karşı dürüst ve yapıcı olmalı, çirkinliklerimizle, korkmadan (kedi pisliğini örter gibi üstünü örtmeden) yüzleşmeli ve kötü alışkanlıklarımızı, hatalarımızı adım adım geriletmeliyiz.
Ama biz daha kendimizi - bırakın eleştirmeyi - sorgulama seviyesine gelemedik ki...

Serdar Devrim, Hürriyet-İK 25.07.2010

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder