15 Nisan 2012 Pazar

Çocuğuna iyi niyetle zarar veren ana baba

Bugün, Hürriyet İK’da çok ilginç bir araştırma haberi okuyacaksınız. Benim ‘Niye bizde böyle çalışmalar yapılmıyor’ diye hayıflandığım türden bir araştırma.
Okula vaktinden önce gönderilen (Fransız) öğrencilerin çektiği sıkıntılar ve ömür boyu uğradığı başarısızlıklar üzerine bir araştırma.
Anlaşılıyor ki, Fransa’da da anne babalar (babalardan çok anneler, çünkü - işti, aştı, Galatasaray’ın yeni stadyumuydu, 4. ayakta koşan Jaklin’di derken - bu konulara genellikle babaların vakti olmaz) ...
Kendi sözümü kesmeden önce diyordum ki:
Fransa’da da anne babalar, çocukları bir an önce okula başlasın istiyorlar ve eğitimciler de buna hayır diyemiyorlar.
Ama (araştırmaya konu olan) aynı senenin Ocak ayında doğan çocuklarla Aralık’ta doğanlar arasındaki 11 aylık gelişme farkı telafi edilemeyen sonuçlar doğuruyor.
Anlatmayayım, yazıyı okuyun.
*
Ana babalar niye çocuklarını okula bir an önce göndermek isterler?
1.Herhalde çocukları zaman kazansın diye. Okula erken başlasın, böylece oyunla boşa (?) geçireceği zamanı okulda değerlendirsin.
Çocuğun iyiliği için sanılan ama zarar veren bir telaş.
2.Çocuk bir an önce okula gitsin, böylece (hele hele başka kardeşler de varsa) anne de biraz nefes alsın.
Bu da biraz vardır belki de, masum!
3.Eltim oğlunu bu sene okula veriyormuş, bizimki geri kalmasın.
Bu artık çocuğun iyiliği için değil, annesi, sidik yarışında eltinin gerisinde kalmasın için.

*
Türkiye’de, 2-3 nesildir, anaların babaların çocuklarını okutmak için yaptığı fedakarlık gerçekten göz yaşartıcı.
Her nesil, ‘çocuklarım benden daha iyi okusun’ diye yemiyor, içmiyor, kızlarının, oğullarının eğitimine yatırım yapıyor.
(Tabii Devlet, milli eğitimi çoktan gözden çıkardığı için, eğitim bir ‘vahşi pazar’ haline geliyor. Eğitim ve sınav sisteminin gerçek hedefi, çocukların eğitimi değil. Çoğu dini cemaatlerin elinde olan dershanelere, özel okullara ve üniversitelere trilyonlar kazandırmak. Neyse konu bu değil...)
Yani çocuğun eğitim hayatına, dolayısıyla geleceğine, anneler (babalar?) karar veriyor.
Adam gibi bir danışmanlık aldıklarına, almaya niyet edenin de bulabileceğine dair bir emare yok.
Peki, ana babalar (veya karara katılma yaşına geldiğinde çocuklar) ne biliyorlar ki, doğru karar verebilsinler?
Ana babaların eğitimi, kültürü, bilgisi geleceğe yönelik doğru kararları vermek için yeterli midir?
Yoksa bu kararlar sağdan soldan duyulanlarla, söylentilerle, eğitim geyikleri ve hurafelerle mi alınıyor?
Dershaneler, özel okullar, özel hocalar acaba bu kararlarda ne kadar etkili?
Ana babaların bu gayretinde yukarıda sözünü ettiğim sidik yarışının payı nedir? Eltinin çocuğu bilmem ne kolejini kazandı diye, yahut konu komşuya hava atmak için kendi oğlunu kızını telef edenler var mıdır?
Kendi başarısızlıklarının, komplekslerinin intikamını çocuklarını yarış atı gibi koşturarak alan ana babalar var mıdır?
Bu şartlarda alınan (yanlış) kararlar (doğru) sonuç verebilir mi?
Olsuuun, neticede çocuklarını okutuyorlar ya! çok alaturka bir tepki değil midir?
Bu kadar ciddi ve önemli bir konuda biraz daha bilinçli davranmamızda bir sakınca var mıdır?

*
Hürriyet İK’nın manşetindeki haberi, çocuğunu okula göndermeye hazırlanan ana babadan Milli Eğitim Bakanı’na kadar herkesin okuyacağını; ve iyi niyetle atılan yanlış bir adımın bir çocuğun (bir neslin, Türkiye’nin) geleceğini nasıl olumsuz etkilediğini göreceklerini umuyorum.

 
Serdar Devrim, Hürriyet-İK 30.01.2011

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder