15 Nisan 2012 Pazar

Kıskançlık

Bazen, kendi karşımda 'şeytanın avukatı' oluveririm:
- Serdar, sen sakın X'i kıskanıyor olmayasın!
Yüksek sesle düşünüyorum...
(1) Meslektaşlarımı kıskanmıyorum. Çünkü bu saatten sonra, Türkiye'de, gazetecilikte gelmeyi hayal ettiğim hiçbir yer veya mevki yok. Yani 'benden daha iyi bir yerde' diye haset edeceğim kimse yok, çünkü öyle bir yer yok. (Bazı görevler var ki, tabii, bu işi yapıp da 'mundar' demesi kolay değil, ama bunların da bedelini ödemeye razı değilim.) Olsa olsa maaşlarını ve sair maddi imkanlarını kıskanmam gerekir. Bunun da manası yok, çünkü yüzlerce insanı birden kıskanmak aptallık olur.
Lise yıllarında, yine böyle şarladığım günlerden bir gün, babamın bana verdiği bir dersi unutmuyorum:
- Öyle adamların, öyle yerlere geldiğini göreceksin ki, hayret edeceksin. Buna şimdiden kendini hazırla!
Aynı şeyi, 40 yıl sonra, ben de çocuklarıma söylüyorum.
Liberal denilen günümüz toplumlarında 'başarı' olarak nitelenen pek çok (hepsi değil, başarıyı tartışmasız hak eden az sayıda insanın karşısında saygıyla eğiliyorum elbet) 'başarı' olarak nitelenen pek çok sonuç ve mevki, diyordum, aslında darwinizm'in bir tezahürü. Bu düzende, en iyi olan değil, şartlara en iyi uyum sağlayan olan hayatta kalıyor. Kendini en iyi pazarlayan, yaptığını en güzel yutturan, en iyi dönen, kime ağam paşam diyeceğini, kimi ezeceğini iyi bilen...
Her ne kadar, Yunus'un dediği gibi vara yoğa kakırsam da, kıskanmıyorum. Sadece bunlara, daha doğrusu bunları adam yerine koyan düzene ve sahiplerine kızıyorum, o kadar.
(2) Yapmak istemeyeceğim şeyleri yapan, olmak istemeyeceğim yerlerde olanları tabii ki kıskanmıyorum. 
(3) Zaten beceremeyeceğim işleri başaranları da kıskanmıyorum. Yaptıkları işi değerlendirecek altyapya sahip değilim. Mesela Rostropovich söylendiği kadar önemli bir çellist midir, ben bilemem. Haaa, Bach'ın 1 no.lu çello süitini onun gibi çalabilmeyi istemez miydim, çok isterdim; ama, kabiliyetim olsa bile, 40 sene günde 10 saat arşe sallamaya (yani yine bedelini ödemeye) gönlüm yok.
(4) Ama yapmak istediğim ve iyi kötü yapabileceğim işleri başaranları... işte bunları kıskanıyorum. Nedir bu işler, uzun mesele. Ama buradaki 'pozitif' kıskançlıktır, varsa böyle bir kavram. Bu konuda da kızgınım, bu konuda da (yine Yunus'un 'de hep eksiklik bendedir' düsturu gereği) sadece ve sadece kendime kızıyorum.
Bunları İK Gazetesi'nde niye yazdım? Teşhir yahut psikanaliz olsun diye değil.
Bu yöntemi size de salık veririm, çünkü
(1) Kendine karşı dürüst ve gerçekçi olmak başarının anahtarıdır
(2) Kıskançlıklarınız size kendinize de itiraf edemediğiniz
            (a) kariyer hedefleriniz ve (b) bunlara ulaşmak bedel ödemeye hazır olup olmadığınız hakkında iyi bir fikir verecektir. Bir deneyin bakın...
* * *

ECZACILARA BİR ÇAĞRI!
14 Mayıs Dünya Eczacılar Günü vesilesiyle Zeynep (Mengi) bize geniş bir eczacılık haberi yaptı bu hafta. Ben de bunu fırsat bilip, eczacılara (yahut kararı kim veriyorsa ona) bir çağrı yapacağım. İstanbul'daki eczanelerin kapısına yandaki kırmızı logoyu koyarak çok iyi ettiniz. Eczanelerin görünürlüğü arttı. Ama bir önerim var size: Lütfen geceleri ve tatil günleri, sadece nöbetçi eczanelerin tabelalarının ışığı yansın. Gece vakti acele bir ilaca yahut danışmaya ihtiyacı olan vatandaş, aradığı eczaneyi kolay bulabilsin. (Zaten kural bu, diyecekseniz, o zaman da 'Kuralı uygulatın!' diye rica edeceğim.)

Serdar Devrim, Hürriyet-İK 16.05.2010

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder